İnci Tükay Fan Sitesi | Sihirli Annem Dizisi ©2011 | www.inciturkay.net


Süreç Film tarafından yine Star Tv'ye hazırlanan ve Mayıs'ta ekranlarda olacak Sihirli Annem'in çekimleri Nisan ayında başlayacak.

 

    İnci Türkay " Oyma Kağıdı " Röportajı

    Paylaş
    avatar
    hllyldz
    Admin
    Admin

    Erkek Mesaj Sayısı : 1772
    Doğum tarihi : 03/07/92
    Yaş : 25
    Nerden : Mersin - Mut

    İnci Türkay " Oyma Kağıdı " Röportajı

    Mesaj tarafından hllyldz Bir Salı Mayıs 12, 2009 7:27 pm

    oyalamakagidi.com DAN ALINTIDIR.!.

    "Bu ayki röportajımızı Tayga Toys' un sahibi, tiyatrocu, Sayın İnci Türkay ile gerçekleştirdik. Çocukların "Sihirli Anne" si sevgili İnci Türkay şimdi, tahta oyuncakları ile çocukların gönlünü fethediyor. Kendisiyle, tiyatro, tiyatro eğitimi, oyun seçimi, sağlıklı ve eğitici oyuncak, oyuncak seçimi, annelik, üzerine çok keyifli bir sohbet gerçekleştirdik. Kendisine bu sıcacık röportaj için çok teşekkür ediyoruz."



    Biz sizi önce “Sylvia” ile tanıdık, sonra da “Sihirli Annem” le gönüllerimize taht kurdunuz, ama yine de bize biraz kendinizden bahseder misiniz?

    Ben aslında Boğaziçi Üniversitesi’ nde Sosyoloji okudum. Hep aklımda konservatuar okumak vardı, ama iyi bir öğrenciydim, ailemde istemiyordu tiyatro ile ilgilenmemi. Onların isteği ve baskısıyla üniversite sınavına girip Boğaziçi Üniversitesi’ ni kazanınca tabi mecburen okudum ama hiç aklımdan çıkmadı tiyatro. Küçüklüğümden beri hayalimdi. Sonra konservatuar sınavlarına girdim. Kazanınca bıraktım Boğaziçi’ ni, bitirmedim. Orada bir hata yaptım, keşke bitirseydim. İnsan o zamanlar zaman yokmuş gibi düşünüyor, halbuki zaman çok, iki üniversite bitirmeyi tercih ederdim. Hatta yurt dışına filan mı gidiyorsunuz diye sormuştu bölüm başkanı, hayır konservatuara gidiyorum deyince çok şaşırmıştı.

    Konservatuara gittim, orada 4 sene lisans sonrasında 2 sene yüksek lisans okudum. Tiyatro ve Sanat bölümünden mezunum, ama tiyatro okurken aynı zamanda dans okuyorsunuz, solfej okuyorsunuz. Ankara konservatuarı çok kompakt bir yer. Biraz ötenizde kemanlar çalıyor. Biraz ileride balerinler dans ediyor. Benim çok özlediğim ve hayal ettiğim bir ortamdı. Konservatuarı bitirdiğim sene devlet tiyatrolarının açtığı sınavla Diyarbakır Devlet Tiyatrosu' na tayinim çıktı, mecburi hizmetimiz vardı. Diyarbakır’ da da görev yaptım. Arkasından Trabzon Devlet Tiyatrosu’na tayinim çıktı. Çok zor yıllardı bunlar, anlatırken kolay ama. Doğu Beyazıt’ ta, Ağrı’ da Kars’ta Muş’ ta devlet sahnelerine çıktık, o zamanlar stajyerdik, ekonomik sıkıntılarımız vardı, aynı zamanda terör zamanıyıdı, Diyarbakır olağanüstü hal bölgesiydi o zaman. Hakikaten zor zamanlardı ama ben çok idealist bir tiyatrocu olarak hepsini başaracağım ve en büyük hayalim, Ankara Devlet Tiyatrosu’ nda A kadro sanatçı olacağım dedim. Nitekim o da oldu. Fakat o noktaya geldiğim zaman büyük hayal kırıklığı yaşadım, çünkü gözümde büyüttüğüm gibi olmadığını gördüm işleyişin. Özellikle 657 sayılı devlet memuru olma fikri beni çok rahatsız etmeye başladı.

    Biraz daha fazlasını isteyen bir insanım, çok yetinen biri değilim yaptıklarımla. Ankara’ da A kadrosuyla devlet tiyatrolarında çalışırken çok mutsuz oldum ve bakınmaya başladım sağda solda neler oluyor diye. Tam o sırada tesadüfen Gencay Gürün ile tanıştım. O Ankara’ da bir oyunda seyretmişti beni, hoşuna gitmiş, bana bir rol teklif etti İstanbul’ a gelmem için. Ben de gözüm kapalı kabul ettim. Çünkü rol Sylvia idi. Bir köpekti. Bir aktristin hayatında belkide karşısına çıkacak en güzel rol diyebilirim size, Nevra ve Metin Serezli ile birlikte oynadık, ondan sonra çok büyük bir patlama oldu zaten. Bir sürü ödüller geldi arkasından, İstanbul’ da tanındım bir anda, televizyon teklifleri geldi. Sylvia, çok güzel bir giriş oldu İstanbul’ a benim için. Akabinde devlet tiyatrolarından istifa ettim ve Gencay Gürün ile çalışmaya başladım. Sylvia’ nın arkasından “Tuhaf bir çift” geldi, “İhtiras” geldi, o oyunla da ödüller aldım, ve sonra televizyon geldi.

    Çocuklarla başladım. “Dum a dum a dum”, arkasından “Sihirli Annem” ki çok uzun soluklu işler bunlar, ve hep çocuk çocuk derken evlendim çocuğum oldu. Ondan sonra da televizyon zor geldi, onun bana klavuzluk edebileceği bir iş düşündüm, yine onların faydasına ve sağlına yararlı birşey düşündüm. Ve oyuncak işi başladı...

    Tiyatro eğitimi, size, kişiliğinize neler kattı?

    Çok daha sosyal olmanızı sağlıyor, kendinize güveniniz çok gelişiyor, hitabet gücünüz gelişiyor, kendinizi çok daha rahat ifade edebiliyorsunuz. Benim en sevdiğim şey, hayal gücünüz çok çok gelişiyor. O kapasitede olmanız lazım bu mesleği seçmek için, normal bir insanın yapabileceği birşey değil. Gece 9’ da herkes evinde yemeğini yerken, siz aynaların karşısında makyaj yapıp sahneye çıkıyorsunuz ve bütün tatmininiz alkış ve o pozitif elektrik, sahne ile seyirci arasındaki. Ama ne yazık ki bugünlerde bu değerler yok oldu, bu da beni çok üzüyor. Bedenimi eğittim, kendimi eğittim, yüzümü eğittim, sesimi eğittim, tiyatro bana çok şey kattı. Solfej biliyorum, dans ediyorum, şarkı söylüyorum. Kendimi çok iyi tanıyorum
    avatar
    hllyldz
    Admin
    Admin

    Erkek Mesaj Sayısı : 1772
    Doğum tarihi : 03/07/92
    Yaş : 25
    Nerden : Mersin - Mut

    Geri: İnci Türkay " Oyma Kağıdı " Röportajı

    Mesaj tarafından hllyldz Bir Salı Mayıs 12, 2009 7:27 pm

    Sizce tiyatro eğitimi, kaç yaşında başlamalı? Çocuklarımızı hobi amaçlı drama kurslarına göndermeli miyiz?

    Drama kursları çok önemli ve 4-5 yaşında başlatılabilir diye düşünüyorum. Hayal gücünün gelişmesi açısından müthiş bir önemi var. Yaratıcı kişilik ortaya çıkacaktır. Çocuk 3 yaşından sonra bireyselliği bırakıp birlikte oynama durumuna geçiyor. Üç yaşından sonra çocuk bir grup havasına girdiği için, kendini ifade etmeye başladığı için, drama kursları için 4-5 yaş ideal. Profesyonel bir tiyatro eğitimi liseyi bitirdikten sonra üniversite eğitimi olarak oluyor.

    Sizce çocuklarımızı tiyatro ile ne zaman tanıştırmalıyız ve oyun seçerken nelere dikkat etmeliyiz?

    İnteraktif oyunlar her zaman için daha eğiticidir ve daha çok keyif verir çocuğa.Tiyatrodan, sinemadan niye hoşlanıyoruz, o karakterin yerine koyuyoruz çünkü kendimizi, ve onunla o heyecanları yaşamaya başlıyoruz, o zaman bir keyif almaya başlıyoruz. Çocuk da interaktif oyuna gittiği zaman daha mutlu oluyor. Orada bir tavşan zıpladığı zaman, sende tavşan ol gel zıpla bakalım denildiği zaman mutlu oluyor. Bir şey yapmış, bir şey başarmış oluyor. Bir hikayeye dahil olmuş oluyor, orada bir rolü oluyor, o zaman seviyor, interaktif oyunlara dikkat etmek lazım.

    Bir de çocuk oyunları ve çocukla ilgili şeyler çok hafife alınıyor. Geçtiğimiz yıllarda çocuk oyunları yazma yarışması vardı TÜDEM’ in, onun jürisindeydim, Yıldız Kenter gibi büyük isimler de vardı jüride. Çocuk oyunları yazıyorlar yeni yazarlar, ama çalışmamış çocuklarla, bilmiyor. Çocuklar sizin benim bildiğimden çok daha fazla şey biliyorlar. Belki ben söyleyemem yüzölçümümüzü ya da dünyanın atmosferinin kalınlığının rakamını ama onlar biliyor. Öyle sorular soruyorlar ki artık siz onları zıplayan tavşanlar ve hoplayan maymunlarla kandıramazsınız. Öyle birşey kalmadı artık, bitti. Çocuklar bilimsel, fantastik oyunlar istiyorlar. Tutturmuşlar bir Alis Harikalar Diyarı’ nda. Konuyor sahneye. Artık çocuklar ilgilenmiyorlar, Küçük bir kapıdan giriyormuş da herşey orada sihirliymiş. Ona hakikaten eğitici, öğretici, kendi katılabileceği, tekrar ediyorum kendi katılabileceği oyun cazip geliyor. Yani çok iyi araştırmak lazım, bir kere yazarı kim?, kim sahneye koymuş?, kim oynuyor? Zaten önüne gelen bir topluluk kurup çocuk tiyatrosu yapıyor. Bu kadar basit değil bu işler. Çocuk oyunu yazmak, çocuk tiyatrosu yapmak, çocuklara yönelik televizyona bir proje yapmak, büyüklere iş yapmaktan bin, bin, bin kat daha zor. Bunun üstüne basa basa söylüyorum. Çocuk oyunu da oynadım, çocuklarla da çalıştım. Bir büyük sizi izler, sıkılsada ”aman yarım saat kaldı, seyredeyim” der ama çocuk yapmaz. Sıkıldım der bağırır ve kalkar gider. Onun için çok zor çocuğa birşey yapmak.

    Evlilik ve hemen ardından çocuk, hayatınızı nasıl etkiledi? Eşiniz çalışan bir anne olmanızı nasıl destekledi?

    Hiç de desteklemedi valla... Hiç desteklemedi benim eşim çalışan bir anne olmamı. Ali doğduğu zaman, işime ara verip, Ali' yle ilgilenme fikri benimdi. Yani bir kere bir çocuğum oluyor ve ona ben bakmak istedim, o tamam, ama Ahmet de aynı şekilde ne kadar ona vakit ayırsam o kadar mutlu oluyordu. O dönem bana gelen projelerin hepsine ki benim bazılarına içim gitmişti, acaba yapsam mı dediğimde “yok canım senin çocuğun var” filan şeklinde diyordu. Çocukta yaparım, kariyerde diye birşey yok. Yani gerçekten çocuğunuza zaman ayırmak istiyorsanız, hayatınızdan bir üç seneyi, “off” a çıkarmak gerekiyor. Başka şey düşünmemeniz gerekiyor, çünkü ikisi de yarım yamalak oluyor. Ne o tarafta mutlu oluyorsunuz ne çocuğunuzla mutlu oluyorsunuz. Ben bu iki senemi tamamen Ali ile geçirdim ve huzur verdi. Çocuk o sevgiyi aldı şimdi, başka bir çocuk oldu. Ben hiç düşünmedim, eşimde böyle düşünüyordu.

    Ali’ yi yetiştirirken dünyaya çok farklı bakmaya başladım. Derler ya , mesela anne olunca Mozart’ ı daha iyi anladım, dinledim. Anne olunca daha güzel farkına vardım. Daha önce hiç dikkat etmediğim şeyleri Ali çok dikkat ettiği için, onun yüzünden ben de dikkat etmeye başladım
    avatar
    hllyldz
    Admin
    Admin

    Erkek Mesaj Sayısı : 1772
    Doğum tarihi : 03/07/92
    Yaş : 25
    Nerden : Mersin - Mut

    Geri: İnci Türkay " Oyma Kağıdı " Röportajı

    Mesaj tarafından hllyldz Bir Salı Mayıs 12, 2009 7:27 pm

    Bir uğur böceğinin kanatlarının mekanizmasına daha önce dikkat etmemiştim. Ama Ali o kadar ilgileniyor ki, mecburen onunla beraber siz de ilgileniyorsunuz ve çevrenizi iyice gözlemlemeye başlıyorsunuz. Onunla beraber dünyaya yeni doğmuş bir bebek gibi bakmaya başlıyorsunuz. Dolayısıyla ihtiyaçları, açıkları daha çok görüyorsunuz. İşte bu tahta oyuncak meselesi o şekilde ortaya çıktı.

    Çalışmayı bırakmayı düşündünüz mü?

    Evet , ve de bıraktım da. Bu bir iradedir. Biz televizyon işi yapıyoruz. Çok ciddi paralar teklif ediliyor, çok güzel projeler geliyor. İnsanın her zaman aklı kalıyor. 3-4 sene hiç bir iş almazsanız sonra insanlar size yalvarmaz yeni bir proje için zaten milyonlarca oyuncu sıfatı altında oyuncu var etrafta. Yüzlerce dizi var, dünyanın hiçbir yerinde olmayacak şekilde.

    Bize biraz Tayga Toys’ dan bahseder misiniz?

    Ali ile birlikte oyuncaklara tekrar odaklandık. Baktık ki elimize aldığımız oyuncakların boyaları elimizde kalıyor, veya çok gürültülüler. Çok ışıksızlar, çok müzikliler, yani çok sağlıksızlar herşeyden önce. Eğitici değiller, eğlenceli değiller. Tabi istisnalar da var. Tenzih ediyorum, ben Ali’ye bir sürü oyuncak aldım. Bir tek benim oyuncaklarım iyidir demiyorum, asla. Ama bu doğalın, tahtanın, bu hayal kuran bu basit oyuncakların olmadığını gördüm, yine Ali klavuzluk etti. Ali sayesinde oluştu bu fikir tamamen.

    Ben hep çocuklarla igili hayal güçlerinin gelişmesinden yanayım. Çocuğun hayal gücünü geliştirmesi için en önemli araç da oyuncak tabi ki. Oyuncaklar da çok yetersiz, bunun üzerine araştırma yapmaya başladım, yurt dışında fuarlara katıldım, ve bu endüstrinin daha farklı bir noktaya gittiğini gördüm. Hep doğal, ahşap, daha dokunduğunuz zaman iletişim hissi veren objeler, içinde paket sunulmayan, çocuğun kendi kendine dünyalar kuracağı ürünler gördüm. En sonunda Amerika’ daki bir fuarda hayalini kurduğum Plan Toys markası ile görüştük, ve distribütörlüğünü aldık, eşimin çok büyük desteği oldu. Kendimize böyle kocaman ağaçtan bir ev kurduk.

    Herşey ahşap, herşey geri dönüşümlü, oyuncaklarda hiçbir kimyasal yok, bitkisel boyalarla renklendiriliyor, kataloglarını bile soya mürekkebi ile basıyorlar. 25 yılını tamamlamış kauçuk ağaçlarından yapılıyor. Kauçuk ağaçları 24 yıl sonra işlevlerini yapamaz ve kesilirlermiş, Plan Toys fabrikasını da bu kauçuk ormanlarının yanına kurmuş, sahibi mimar, bir çok tasarım ödülü almış oyuncaklar. Değişik bir firma, hediye paketlerimiz, torbalarımız kraft, ve geri dönüşümlü. Çok yüksek standartlarla çalışıyorlar, ISO ile ASTM ile, küresel ısınma standartları ile, yani CE belgeleri filan onlar için hiçbirşey değil, hakikaten güvenilir ürünler. Bütün bunlar çok etkilemişti beni ve bir hayalimi daha gerçekleştirdim ve bu oyuncakları buraya getirdim.

    İsmini neden Tayga Toys koydunuz?

    Bu kadar güzel felsefesi olan bir markayı satacağım mağazanın adını elma şekeri filan koyamadım, derinliği ve işlevselleği olan ürünler. O sıralar "Türklerin Tarihi" kitabını okuyordum. Orada Tayga ormanlarından bahsediliyor, Tayga ormanları dünyanın en geniş yüzölçümüne sahip ormanları. Ta Asya’ dan başlıyor Kanada’ ya kadar uzanıyor. Kuşak ormanları, verimli ormanlar. Türkler bir dönem yerleşik olarak orada yaşamışlar, Şamanizm orada çıkmış. Çok güzel hikayesi var Tayga ormanlarının, isim de oradan çıktı.

    İşiniz vesilesiyle mutlaka çok detaylı incelemişinizdir, oyuncak seçerken nelere dikkat etmeliyiz?

    Bir kere oyuncak tek başına hiçbir şey ifade etmiyor, mutlaka bir işlevi olması lazım. Eğitirken birşey öğretmesi lazım. Sağlıklı olması lazım. Çocuğa zarar verecek sivri kenarı köşesi olmaması lazım. Ama herşeyden önce, oyuncağın çocuğun hayal dünyasına bir köprü olacak bir araç olması gerektiğine inanıyorum. Oyuncak nedir? Çocuğun hayal edebileceği bir araç. Ama direkt bir paket değil bu. Yani çocuğun önüne herşeyi ile tam takım bir paket verilme taraftarı asla değilim. Mutlaka bir yerleri eksik olmalı, mutlaka çocuk ona birşey katabilmelidir. Bizim konservatuarda derslerimiz vardı
    avatar
    hllyldz
    Admin
    Admin

    Erkek Mesaj Sayısı : 1772
    Doğum tarihi : 03/07/92
    Yaş : 25
    Nerden : Mersin - Mut

    Geri: İnci Türkay " Oyma Kağıdı " Röportajı

    Mesaj tarafından hllyldz Bir Salı Mayıs 12, 2009 7:27 pm

    Mesela bu bir maşadır. Bunu başka ne yapabilirsin? Biri alır bunu bir yelpaze yapar, bir tanesi alır taç yapar, toka yapar. Objeye bir takım görevler yükleyebilmek , oyuncakta da aynı şey olmalı. Mutlaka kendinden birşeyler katabilmesi lazım. Oyuncak bir araç olmalıdır. Oyuncak ile bir hikaye, senaryo kurabilmeli. Oyuncak oynarken interaktif olmalı.

    Bir de sağlık meselesi var. Artık herkes bilinçlendi. Bir sürü belgeler var, bu oyuncaklara alınan. CE siydi, standartlardı bunlar çok önemli. Bir de şu var, bir oyuncak Çin’ de üretildi diye illa rezalet bir oyuncak olacak anlamına gelmiyor. Bugün bütün büyük oyuncak firmalarının fabrikaları artık Çin’ de zaten. En büyük matbaalar Çin’de. Biz Amerika’ daki fuarda üreticilerle bu konuyu çok konuştuk. İnsan gücü ile başa çıkamıyoruz, o yüzden fabrikamızı Çin’ e kurduk diyolar. Sonuçta orada insan gücü çok ucuz.

    Önemli olan bu güvenilir standartları alabilmiş olmalı. ASTM, CE, ISO, ZERO bunlar çok önemli belgeler. Artık anneler de bu belgelerin önemini öğreniyorlar ve araştırıyorlar.

    Bundan sonrası için bize sürprizleriniz olacak mı?

    Kışı bekliyoruz, burada çocuklarla birlikte faaliyetler yapacağız. Ben burada kurabiye yiyelim, kitaplar okuyalım istiyorum. Ama bir yer kurmak çok zormuş. Daha henüz bu faaliyetleri organize etmeye vakit bulamadım. Ama mutlaka yapacağım.

    Bir de çocuklarla ilgili bir proje var televizyonda ve onu büyük bir ihtimalle yapacağım. Uluslararası bir format olacak ve galiba onu yapacağım. Bundan sonra çocuklarla birlikte olacağım ve hep onlar için birşeyler yapacağım.

    Bu keyifli sohbet için çok teşekkür ederiz....

    Sponsored content

    Geri: İnci Türkay " Oyma Kağıdı " Röportajı

    Mesaj tarafından Sponsored content


      Forum Saati Paz Kas. 19, 2017 7:38 pm